21 Nisan 2013 Pazar

Bir cunta liderinin ibret dolu hikayesi / İbrahim Karagül



İbrahim KARAGÜL

Bir zamanların kudretli Devlet Başkanı, cunta lideri Pervez Müşerref, dün hakkında tutuklama kararı verilen mahkemeden apar topar kaçırıldı.

Oysa o, 11 Mayıs'ta yapılacak seçimlerde yeniden aday olmak, kazanmak, Pakistan'ın başına geçip eski kudretli günlerine dönmek istiyordu.

Onun, Navaz Şerif'i darbeyle devirdiği günü bugün gibi hatırlıyorum. 1999'da Sri Lanka'dan gelirken 'uçağıma ateş açıldı' demiş, havaalanına iner inmez Pakistan ordusunu harekete geçirmiş ve ülkenin kontrolünü ele almıştı. Film senaryosu gibi an be an izlemiştik o günkü gelişmeleri.

ABD'nin Afganistan'a müdahalesi, Pakistan'ı iç savaşa sürüklemesi onun zamanında oldu. Gücünü Pakistan ordusundan alıyordu ama bu müdahaleler sırasında ABD ile derin ilişkilere girdi, iktidarı ondan alır hale geldi. Gerçi askeri darbe de böyle bir ortaklığın ürünüydü ama neyse..

Daha sonra; ABD'nin kendisini tehdit ettiğini, 'ülkeni taş devrine döndürürüz' dediğini söyledi. Korkmuştu ve her emre itaat etmişti!

Türkiye'de eğitim gören, Türkçe bilen, Beşiktaşlı Müşerref, ülkesini neoconların insafına terketti. Onun eseri olarak bugün Pakistan'da neredeyse günde yüz kişi hayatını kaybediyor.

2008'de azledilme korkusuyla görevinden istifa etti. Dört yıl sonra yeniden Pakistan'a döndü. Dönüş haberini aldığımda, 'onu öldürecekler' demiştim.

Eski Başbakan Benazir Butto da aynı şekilde sürgünden dönmüş, seçimlere katılmak istemiş, dönüşü Müşerref'i ciddi biçimde rahatsız etmiş, seçim kampanyaları sırasında öldürülmüştü. 2007 yılının sona ermesine dört gün kala Pakistan tarihine çok önemli bir not düşülmüştü.

Öyle olmadı, öldürülmedi ama hakkındaki soruşturmalar yüzünden tutuklanma tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Dünkü duruşmada da onu mahkeme salonundan kaçırdılar.

Bundan sonrası Müşerref için hiç de iyi olmayacak. 11 Mayıs'a kadar her şeyin olabileceğini not edelim.

Müşerref gibi liderlerin; gücünü halktan değil küresel güçlerden alan siyasilerin sonu hiç iyi olmuyor. Ülkesinden ve halkından çok güç dengeleri üzerinde ip cambazı gibi oynamayı seçtikleri için her an infaz edilme riskini taşıyorlar. Bir çoğunun sonu da öyle olur.

Pakistan'a dönüşünde dikkat çekici bir bilgi çıktı ortaya. İnsansız hava araçlarıyla hemen her gün saldırılar düzenleyip onlarca insanı öldüren ABD'nin gizli operasyon anlaşmasını Müşerref'le yaptığı kesinleşti.

O günleri de çok iyi hatırlıyorum. Müşerref, Afganistan işgalinin en itaaktar ortaklarındandı.

Bırakın Afganistan'a ihanet etmeyi, kendi askerlerine ve istihbarat görevlilerine bile ihanet etti. Onun gizli anlaşmaları yüzünden yüzlerce Pakistanlı istihbarat mensubu Afganistan'da öldürüldü. Taliban saflarında savaşan binlerce Pakistanlının ölümünü söylemeye bile gerek yok.

Bu gizli anlaşmalar yeni ortaya çıktı ama bize göre hiç de yeni değildi. Daha fazlasını 2007 Aralık ayında bu köşede, ayrıntılarıyla aktarmıştım. Bugün ortaya çıkanları beş yıl önce nasıl anlattığımı hatırlatayım:

Müşerref 3 Kasım'ında olağanüstü hal ilan etti. 2 Kasım'da ABD'li bir istihbarat şirketi, 'nükleer silahların İslamcıların ya da ordu içindeki şahin grubun eline geçmeyeceğini' açıkladı. Yani olağanüstü hal ilanından bir gün önce. İstihbarat şirketinin Ortadoğu uzmanı The Washington Post gazetesinde 'müdahale'nin gerçek sebebini açıklamış oldu. Açıklama, ABD yönetimini rahatlatmayı, Pakistan'ın nükleer silahlarının kontrolüne ilişkin kaygılarını gidermeyi amaçlıyordu. 12 Kasım'da aynı gazetede AFP kaynaklı bir haber daha yayınlandı. ABD'nin, Pakistan nükleer silahlarını korumak için gizli bir planı olduğuna ilişkin rapordan söz ediliyordu. Washington'ın silahların kontrolünü ele almayı planladığı, iyimser senaryoya göre Pakistan ordusunun ABD'ye destek vereceği bildirildi.

Kötümser senaryoya göre ise, Müşerref'in kontrolü kaybedeceği, siyasi krizin derinleşeceği, ABD karşıtı güçlerin nükleer silahların kontrolünü ele geçireceği ve bunun bir ya da iki yıl içinde olabileceği belirtiliyordu. Tehlikeyi önlemek için önümüzdeki yıldan itibaren Pakistan'a ABD askeri gönderilecek, ülke içinde operasyonlar yapılacak ve yedi yıl orada bulunulacaktı.

Dünya, gizli plana kilitlendi ve Müşerref 'darbe'sine ilişkin tartışmanın niteliği değişti. Bir gün sonra, yani 13 Kasım'da Pakistan Dışişleri Bakanlığı ABD'nin planına karşı çıktı ve nükleer silahları koruyacak güçte olduklarına duyurdu. Bir korkunç korku vardı: Pakistan'ın nükleer silahları bir gün İsrail'e yönelirse korkusu bu.

İşte bunlar olurken Müşerref, ABD'nin nükleer kaygılarını gideriyor, terörle mücadele bahanesiyle ülkesine yabancı özel birlikleri alıyor, Pakistan üslerini onlara tahsis ediyordu.

Bir- iki yıl değil, yıllardır silahların kontrolünü ele alamadılar ve yıllardır o operasyon devam ediyor. İşte ölümlerin sebebi bu operasyon. Altında da Müşerref'in imzası var.

Böyle bir coğrafya burası. Soğuk savaş döneminde bunun onlarca örneğini gördük. İktidar için kendi ülkesini ve halkını kurban edenlere tanık olduk. Ama artık o dönem geride kaldı. Böyle liderlerin iktidar şansı kalmadı.

Müşerref bu günah defterine rağmen Pakistan'a gelip seçime girmek istiyor. Ama bu gidişin sonu da Benazir Butto gibi olabilir… Dikkatle takip etmek lazım.

http://yenisafak.com.tr/yazarlar/IbrahimKaragul/bir-cunta-liderinin-ibret-dolu-hikayesi/37307

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder