31 Aralık 2012 Pazartesi

"Benim cennetim, bana bakan gözlerindir." ... / Dursun Ali Erzincanlı


Ben Böyle Olmamalıydım


Ben, böyle olmamalıydım 
İsmini duyunca, boynum düşmeliydi omzuma. 
İçime bir ateş düşmeliydi 
Ayaklarımın feri kesilmeliydi. 
Kendimden geçmeliydim sonra... 
Adını sayıklamalıydım, adımı unuttuğumda 
Ama bunu kimse duymamalıydı, 
Seni, mahşere kadar saklamalıydım. 
Ben böyle olmamalıydım 
Nisan akşamlarını ıslatırken yağmur 
Bahar, şarkılarını söylerken karanlığa 
Çalan her kapıya `sensin` diye koşmalıydım. 
Ayak sesleri gelmeliydi uzaktan 
Ben hep sana yormalıydım. 
Gece yıldızlarını serpince göğe 
Seni görmek için uyumalıydım. 
Şarkılar kime söylenirse söylensin 
Sana diye dinlemeliydim. 
Türküler dolmalıydı odama, 
Ben bir selvi boylu yârdan ayrıldım deyince bir ses 
Selvi boylu yâr sen olmalıydın 
Kömür gözlüm ateşine düşeli 
Senin için söylenmiş söz olmalıydı. 
Bir ney yokluğuna ağlamalıydı delice 
Bir keman, incecik çığlık olmalıydı 
Ama bunu kimse bilmemeliydi, 
Seni mahşere kadar saklamalıydım. 
Böyle olmamalıydım, 
Kelimeler Taif'i taşıyınca kulaklarıma 
Daha yüzüme çarpmadan Taif rüzgarı, 
Taşların izi çıkmalıydı yüzümde. 
Uhud anılırken, dişlerime sızı düşmeliydi. 
Haremde bir ikindi vakti 
Kem gözler çevrilince sana 
Ve vefasız eller uzanınca yakana 
İçim daralmalı, 
nefesim kesilmeliydi. 
Sen ötelere hazırlanırken, 
Öteler senin için süslenirken, 
Son kez baktığın pencerede hayal edip seni, 
Perdenin son kez kapanması gibi, 
Kapanmalıydı gözlerim. 
Sonra içime doğru gerilip, 
Seni bize lutfedenin ismini haykırıp, 
'Allah(C.C.) ' deyip, 
Düşmeliydim yere. 
Ama bunu kimse bilmemeliydi. 
Seni mahşere kadar saklamıydım. 
Ve mahşer günü... 
Uzaktan seni seyretsem. 
Sana yakın olmak için can atsam. 
Beni engelleseler, 
'Sen kim yakınlık kim? ' deseler. 
Ben ağlamaktan konuşamasam. 
Gözlerini çevirsen bana. 
'Benim cennetim bana bakan gözlerindir.' 
Ve tebessüm etsen. 
Ama bunu kimse görmese, 
Seni ebede kadar saklasam.

Dursun Ali Erzincanlı

25 Aralık 2012 Salı

647 günün korkunç bilançosu

Suriye Devrim Şehitleri Veritabanı (SRMD), 647. gününü dolduran Suriye'deki şiddet olaylarında hayatını kaybedenlerle ilgili istatistikleri açıkladı.









SRMD'nin yayımladığı son rapora göre Suriye'de Esed güçlerinin 15 Mart 2011'den bu yana geçen 21 ay 21 gün içinde düzenlediği operasyonlarda 41 bin 129'u sivil ve 5 bin 47'si Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) askeri olmak üzere 46 bin 176 kişi hayatını kaybetti. Hayatını kaybedenlerin 42 bin 46'sının erkek, 4 bin 129'unun ise kadın olduğu belirtildi.

46 bin 176 kişinin 3 bin 922'sinin çocuk olduğu ifade edilen raporda, Esed yönetiminin operasyonları sonucu Kasım ayında 4 bin 104 kişinin hayatını kaybettiği kaydedildi.



22 Aralık 2012 Cumartesi

Kritik Analitik Dusunce Konferansindan Notlar / Celal Taner

Prof.Dr. Celal Tuner`in KRITIK ANALITIK DUSUNCE Konferansindan Notlar:


*(Rad 11)

~ Modernizm bir bolgeyi bir kitayi degil kureyi etkilemistir. Bizim modernligi kabul edisimiz aci olmustur. Savaslar ve sonrasinda gelen yenilgiler, ayakta durarmamanin sonucunda bize ulasmistir. Yani bizi teget gecmemistir. Zaten teget gecmesinide istemememisizdir.

~ Modern dunyada varolmakla-bilmenin yeri degismistir.
Niteliksel olan ] Eski (Kadim) Dunya
Niceliksel olan ] Yeni (Modern) Dunya

~ Neden ve Nicin sorulari Metafizigin sordugu sorulardir. Nasil sorusu ise Modern dunyanin sordugu sorudur. Modern dunya icerikle degil sekil ve fizikle ilgilenir.

~ `Varlik-Deger-Bilgi` de eksen kaymasi yasanmistir.

~Modern dunyada
1 Nitelik degil nicelik one cikmistir
2 Inanmak esasken suphe one cikmistir
3 Cemaatin hakikati degil bireyin hakikati esas alinmistir.

~ Sahsiyet: degeri gorunur kilmaktir.
Bugun sahsiyetli olabilseydik degerlerimizi koruyabilirdik. Inandiklarimizla yasadiklarimizin arasindaki farklilik, bizi sahsiyetsizlestirmistir.

~ Dusunce insani insane kilan seydir. Bugun dusunmeye firsat bulunamamaktadir. Teknolojinin, bilimin, basilan kitaplarin, ortaya cikan bilginin degisimini takip etmeye calisirken, durup dusunmeye firsat kalmamistir.

~ Dusunmek varligin sesine kulak vermektir.

~ Dusunce; birilerinin dusuncesiyle, gorusuyle cizilen yolda gitmek degil, colde yeni bir yol cizmektir.

~ Gunumuzun en buyuk problemlerinden biri neyin degerli neyin degersiz oldugunu ayirt edemememizdir.

~ Geleneksel terimlerle yeni durumlari, olusumlari anlayamiyoruz.

~ Gorebildigimiz gelenek, modernligin bize gosterdigi gelenektir.

~ Allah`in murad ettigi birdir, tektir. Onu gorebilecek, dusunecek ve kavrayabilecek olan bizleriz. Eger bir eksen dusunursek, dikey eksen Allah`in muradidir(hicbir zaman degismeyecek olan), yatay eksende olan yansima ise, bizim gorebildiklerimizle, yasadigimiz zaman dilimi, olaylar, o gunun fikirleriyle sekillenip uygulanabilir hale gelen dindir.

~ Murad ve yansimayla ilgili bir ornek verecek olursak. Mesela evlilik; Allah`in murad ettigi iki ruhun birlesmesidir. Dunyaya yansimasi `isteme, tanisma, soz, nisan, nikah, balayi vb` sekilde olur. Balayinin neden surda degilde burda yapildiginin tartisma konusu haline getirlmesi ise murad edilenden cikmayi, kaymayi gosterir.

~ Fizik ve metafizik bulusmadigi surece hep bir eksiklik varolacaktir. Ikisinin bulusacagi en guzel ornek sanattir.

~ Moder dunya sadece fizige bakmaktadir. Bugun biz de eslerimizi secerken yanliz buna bakar olduk. Kadim dunyada ise fizikten once ahlak esas alinirdi.

~ Bugunun dunyasinda metafizige yer yoktur. Kadim dunya bize metafizigi hatirlatirdi.

~ Kadim dunyada oldgundan daha az gorunmek siar edilirdi. Bugunun modern dunyasinda ise olamayan vasiflar, varliklar var gibi gosterilmektedir.

~ Elestirisel cozumleyici dusunce, dusunceyi elekten gecirir. Modern dunya dusuncenin yapisini bozmustur. Bu yuzden bu elege ihtiyacimiz vardir.

~ Kadim dunya Kur`an`i Kerim`e Allah`in kelami olarak bakarken, gunumuz dunyasi musaf olarak bakmaktadir. Cunku modern dunya sekille nicelige onem verir, niteligi unutmustur.

~ Idealler ile gercekler arasi acildiginda; bu, duygular harekete gecirilerek kapatilmaya calisilir ama fayda saglamaz. Ya da entellektuel bilgi ile kapatmaya calisilir, fakat bugunun dunyasinda bilginin hizli gelismesinden dolayi buda mumkun degildir.

~ Kadim dunya varim oyleyse dusunuyorum, moder dunya dusunuyorum oyleyse varim demister.

~ Metafizikle fizigi birlestirmek, Leyladan Mevlaya gitmekle olur. Baska turlu olmaz. Leyla`da takilmamak gerekir.

~ Kant zihni ikiye bolmustur ve itiraz bu noktadadir:
1 Sezar`in akli- dunya icin
2 Hz. Isa`nin akli- ahiret icin

~ Bizim icin bilginin kaynagi vahiydir, modern dunyada ise akildir.

~ Cumlenin kurulusunda neyi onemsiyorsaniz onu vurgularsiniz. Batida cumle ozne, nesneyle kurulur. Doguda ise eylem onemlidir, cumle fiil ile baslar.

~ Gelenegin dunyasinda kalamadigimizdan gelenek ile modernligin karsilastirilmasi ve birbirine ayna tutulmasi gerekir.

~ Mutezileye gore amel imandan bir cuzdur. Arada zorunluluk iliskisi vardir. Ebu Hanifeye gore amel imandan bir cuz degildir. Arada imkan iliskisi vardir.

~ Bati dunyasi diyalektigi kesmistir. Bizim acimizdan sorunlari cozemez . Bu noktada modernlik anaforu heryanimizi sarmistir.

~ Modernlik bir taraftan standartlastirma yaparken bir tafartanda farkliliga saygi olusturmaya calisir. Bu bir paradokstur ve moderligin kendi icinde catismasini gosterir.

~ Insan tek basina kemalete ulasamaz.

~ Sokrates bilmek ile eylemek arasinda zorunluluk iliskisi vardir der. Aristotales ise bilemek ile eylem arasinda imakan iliskisi vardir der.

~ Etosfer degerleri ve fiziksel dunyayi icine alir.

~ Degerler pusulalardir.

~ 15yy da gercegi rahipler soyluyordu, 15yy-19yy arasi gercegi bilim adamlari anlatiyordu, simdinin dunyasinda ise bize gercegi (goreceli olan) medya anlatiyor.

~ Bugun dindar insanlarin dusuncesi geleneksel davranis ise moderndir.

~ Modernizm hastaliginin sebepleri:
1 Bireyselcilik, benlik, bencillik. Eger ben diye baslarsaniz, beni digerleri ile bulusturamazsaniz egoizimde kalirsiniz.
2 Ozgurlukleri kisitlar. Ama karsi tarafa surekli ozgur oldugu izlenimi verilir.
3 Siyasetin nesrunema bulmasi. Bu ahlakin ve hukukun kalmadiginin gostergesidir. Asil olan ahlaktir, sonra hukuk gelir, en az olmasi gereken ise siyasettir.

~ Kavramlar yetersiz tasiyicilardir.

~ Kadim dunyayla aramizdaki iliskiyi kaybettik. Gecmise vakif olmadigimiz surece gelecegede vakif olamayiz.

~ Medeniyyetlerin nobet donemleri vardir. 200 yil once bu nobeti biraktik, ve tekrar alicagimiz gun icin hazirlanmaliyiz.

~ Hakikate amatorce ulasamayiz.

Oneriler ve ogutler:
~ Problemi anlamak cozumun yarisidir.
~ Okumalarimizda arka plani anlamaya calismaliyiz.
~ Taklidi imandan tahkiki imana gecmemiz gereklidir.
~ Entellektuel uhructan daha cok metafizik uhruc onemlidir.
~ Halle halledilemeyecek hicbirsey yoktur.
~ Musluman kalabilme kaygilarimizin diri olmasi lazimdir.
~ Din Cenabi Hakkin gor dedigi yerden bakmaktir. (M.Islamoglu)
~ Modern dunyanin agindan hallenerek kurtulabiliriz.
~ Ideallerimizi canli tutmaliyiz
~ Modernlizmin buharlasmasi metafiziksel bakisimizin canlanmasi gerekir.

~~~~~~~
Vusulsuzlugumuz usulsuzlugumuzdendir
Yola revan olursunuz veya olamazsiniz.
~~~~~~~~~~~

Not: Cok bereketli ve guzel bir konferansti. Elhamdulillah, ordaydik ve istifade ettik. Bunlar annemle birlikte aldigimiz notlar, duyabildiklerimiz, anlayabildiklerimiz..Umarim sizde istifade edersiniz..

10 Aralık 2012 Pazartesi

Bu günü hiç unutmayın! / İbrahim Karagül


İBRAHİM KARAGÜL

Geçmişi bugüne çağırdık. Anılarımızı, acılarımızı, sevinçlerimizi yeniden hatırladık.

Coğrafyayı, şehirleri, insanları yeniden farkettik.

Ancak buradan bakarak bir gelecek inşa edebileceğimizi anladık.

Geçmişin mirası kadar, ortak hafıza kadar, bugünün çözümü zor meselelerine de Müslüman toprakların günlük hikayelerine de dikkat kesildik.

Artık her ülke bizi ilgilendiriyor. Her topluluğun sevinci ve acısı bizim meselemiz.

Mısır'da Mursi geri adım mı attı, Suriye'de rejim değişikliği sonrası ne olacak, Halid Meşal'in yıllar sonra Gazze'ye dönmesinin anlamı ne, Filistin halkının bir devleti olacak mı, Türkiye bölgesel ortaklıklar inşa edebilecek mi, kaos coğrafyası adı verilen Ortak Kuşak hesapları bozabilecek mi?

Günlük tartışma konularımız..

Halep'te yıkılan tarih de, oluk oluk kanı akıtılan Suriye'nin güzel insanlarının ayakta kalma mücadelesi de..

Türkiye'nin tarihle barışmasının bölgenin de tarihle barışması sonucunu doğurduğunu gördük. Geçmişimizle sorunlarımızı çözmenin bugünkü sorunları çözmek için tek yol olduğunu anladık.

21. Yüzyıl, bu coğrafya insanına büyük fırsatlar sunuyor. Yeniden varolma şansı, bir gelecek kurma fırsatı, kaos coğrafyasını barış ve ortaklık coğrafyasına dönüştürme imkanı veriyor. Bakmayın bugünkü çatışmalara.. Bu sancılı süreci yaşamak zorundayız belki.

Birinci Dünya Savaşı'nın yol açtığı yıkımın sonuna geldik. Dondurulmuş tarihin sonuna... Paramparça dağılan, zihinleri rehin alınıp bir tür köleliğe mahkum edilen kitlelerin giderek yükselen sesleri bir şeyleri değiştirecek. Tarihin akışını değiştirecek.

Belki tarihin akışı değiştiği için bu sesleri daha gür çıkıyor şimdi. Gündelik gel-gitlere aldırmayın.. Bu gel-gitler bu uzun ve yorucu yolun olmazsa olmazları..

Yıllardır, tarihin akışının değiştiğini izliyoruz aslında. İmparatorluk hesaplarının tozlu raflardan indirildiğini, ülkelerin ve milletlerin yeni arayışlara girdiğini, küresel sistem dediğimiz zoraki yapının dağıldığını görüyoruz. Birbirinden bağımsızmış gibi görünen bir çok şeyin aslında o büyük değişimin alt unsurları olduğunu biliyoruz.

Bu yüzden, Soğuk Savaş'ın bitişinden bu yana yakın tarihi, Birinci Dünya Savaşı dönemini, ardından oluşturulan haritaların hikayesini yeniden okumak gerektiğini söyleyip durduk. Aslında haritaların hikayesinin yeniden yazılması gerektiğine inandık.

O hikayeyi okumayanların bugünü ve yarını anlaması mümkün değildi çünkü.

Gazze saldırıları yaşanırken 1917 Gazze savaşlarını hatırladığımda, Gazze'de şehit olan Osmanlı askerinin cebinden çıkan notları okuduğumda, aslında bütün tarihin 'bugün' olduğunu farkettim.

Bize yüzyıllar gibi gelen zamanın aslında sadece doksan yıl olduğunu gördüm. Öyleyse her şeyi bilmek zorundaydık. Hatırlamak, diri tutmak zorundaydık.

Hafızalarımızda varolan ancak hatırlamayı ihmal ettiğimiz her şeyi canlandırmalıyız.

Bunları neden yazıyorum..

Bugün, Kudüs'ün işgal edilişinin yıldönümü.

730 yıl sonra Kudüs, son Haçlı savaşıyla bugün Müslümanların elinden çıktı.

Kırk günlük yoğun çatışmalardan sonra İngiliz askerleri 9 Aralık 1917'de Kudüs'e girdi. 1187'den 1917'ye kadar süren devir kapandı. 11 Aralık'ta ise General Allanby bu kutsal şehre girdi.

Ve işgal devam ediyor..

Hatırlayalım istedim.

Çünkü hatırladığımız kadar varız…

8 Aralık 2012 Cumartesi

Dünya'yı gece hiç gördünüz mü?



Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA)'nın Suomi uydusu, gece karanlığındaki yeryüzünün bulutsuz ve en berrak görüntülerini elde etti.

ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi (NOAA) ile NASA'nın ortaklaşa yürüttüğü program bünyesinde uzaya fırlatılan Suomi uydusu, yerleşim birimlerinin eşsiz gece ışıklarını fotoğrafladı. Dünya üzerindeki doğal yer şekilleri ile insan yapımı kentlerin büyüleyici birlikteliği, şimdiye kadar uzaydan çekilmiş en net gece fotoğraflarına yansıdı.

Suomi üzerindeki 'Görünür Kızılötesi Görüntüleme Radyometre Bölümü' (VIIRS) adı verilen filtre teknolojisi sayesinde sadece şehirlerin parlaklığı değil, gaz çıkışları, auroralar (kutup ışıkları), orman yangınları ve hatta Ay ışığı yansıması gözlendi.

NOAA araştırmacılarından Steve Miller, 'Pek çok sebepten dolayı Dünya'yı gündüz görmeye ihtiyacımız var. Ancak bunu gece de yapmalıyız. Çünkü insanların aksine Dünya asla uyumaz' açıklamasını yaptı.

Uydular genellikle güneş ışığından faydalanan ekipmanlar ile Dünya'yı gözlemler. Ancak geçtiğimiz yıl Ekim ayında uzaya gönderilen Suomi'deki gelişmiş sensörler, bilim insanlarına yeryüzünün gece karanlığında kalan bölgelerini de detaylı inceleme fırsatı veriyor.






The planet Earth is black! Nasa lights up the world at night




5 Aralık 2012 Çarşamba

Müslüman kadını kocasını katlederek özgürleştiremezsiniz / Yıldız Ramazanoğlu


Yazar Yıldız Ramazanoğlu, emperyalist ülkelerin Müslüman ülkeleri işgallerine ahlaki bir alt yapı kazandırmak için, amaçlarının Müslüman kadını özgürlüğüne ve haklarına kavuşturmak olduğunu söylediklerini ancak kimsenin ölen kocalar, babalar ve oğullardan, harabeye dönen ülkelerden bahsetmediğini ifade ediyor.

Müslüman kadını 'kurtarma'yı kendine görev bilmiştir Batılı. Barbar, ilkel Müslüman erkeğin inim inim inlettiği kadını özgürleştirecek, seçme seçilme hakkı verecek, birey yapacaktır. Bunun için bombalarıyla özgürlük, demokrasi getirir ülkelere. Yazar Yıldız Ramazanoğlu, katıldığı uluslararası kadın konferanslarında kullanılan dilden dehşete düştüğü için kaleme almış İşgal Kadınları kitabını. Müslüman ülkelerde katliam ve işgal tüm gücüyle devam ederken ölen kocalar, babalar, oğullardan hiç bahsedilmeyip kadınların özgürleştiği ve çok mutlu oldukları anlatılınca vicdani bir borç olarak yazmış bu kitabı. Ramazanoğlu'yla işgal kadınlarını konuştuk. 

Kadınlar üzerine kitap yazmayı düşünmeyen birçok yazar vardır ama tanık oldukları durumlar onları bu konulara eğilmeye mecbur kılmıştır diyorsunuz. Sizin bu kitabı yazma nedeniniz ne oldu?
Karşılaştığım Batı orjinli İslami feminist söylemler. 2005'te Newyork'ta gerçekleşen Dünya Kadın Konferansı'na katıldım. Birleşmiş Milletler'in düzenlediği o konferansta bir çok oturum tamamen Müslüman kadınların kurtarılması fikri üzerine inşa edilmişti. Bir taraftan da Irak'ta inanılmaz bir katliam ve işgal devam ediyordu. Bunlara hiç değinilmeden Müslüman kadınları kurtaran ve işgallere zemin hazırlayan bir dilin olması çok rahatsız ediciydi.

ATEİSTLERDEN İSLAMCI KONGRE

Bu İslamcı feminist söylem Müslüman kadınlar tarafından mı oluşturulmuştu, yoksa Müslüman kadınlar adına Batılılar tarafından mı?
İşin ilginç tarafı genelde İslamcı kadınlar tarafından oluşturulan feminist bir söyleme güçlü bir ihtiyaç duyulmaması. Ekim 2005'te Barselona'da 1. Uluslararası İslamcı Feminizm Kongresi düzenlendi. Bu kongreyi düzenleyenlere baktığımız zaman kendini ateist agnostik olarak tanımlayan kadınların çoğunlukta olduğunu görüyoruz. Hatta bu kongrenin mimarlarından biri olan Amerikalı yazar Margot Badran, Ortadoğu çalışmalarıyla bilinir, kendisinin de İslamcı bir feminist olduğunu ve bunun için illa da Müslüman olmak gerekmediğini söylemişti.

Müslüman kadınlar adına Batılılar konuşuyor yani! Evet, bu kongre gerçekten çok enteresan. İslam'ın kadına yönelik bütün ilkeleri, prensipleri tartışmaya açılıyor ve bazı ayetlerin yanlış ve geçersiz olduğu söyleniyor. Sonuç bildirgesinde ise beş milyon çocuğu yetim, binlerce kadını dul bırakan ve Irak'ı yüzyıl gerisine götürecek büyük bir yıkım ve katliamdan, işgalin yol açtığı acılardan söz etmiyorsunuz buna gerek duymuyorsunuz. Çok can yakıcı. Sadece hikaye yazma arzum var ama bu kitaplar benden vicdani bir borç olarak çıkıyor. Akademisyenler bunu çok daha iyi deşifre edeceklerdir fakat 2005 itibariyle emperyalist feminizm az tartışılıyor gibi gelmişti bana, biraz yeraltından giden bir konuydu sanki. Bu kitabı o günden tasarlamaya başlamıştım.

İşgalcilerin 'Müslüman kadını esaretten kurtarmak' bahanesi dünya kamuoyunda ne kadar inandırıcı bulunuyor?
Hiç azımsanmayacak bir kitleyi ikna etmişlerdir her zaman. 18. yüzyıl sonunda gerçekleşen bütün o sömürgeci zihniyetin de temel argümanlarından biri. Yalnızca silahla gittiğinizde inandırıcı ve kalıcı olamazsınız. Bunu ahlaki olarak temellendirmek gerekiyor. En başat argümanlarından birisi; sürekli peçe altında tutulan, hakları çiğnenen, statü kaybeden, varlığı inkar edilen, Müslüman kadınlara hak ettiği yeri vermek ve onu seçen, seçilen biri konumuna getirmek. İddialar bunlar. Ortadoğu'daki bir çok işgalde baktığımızda bu argümanların ikiyüzlülüğü ortada. Yapılan yalnızca silahlı saldırı olmayıp nerdeyse bir medya savaşı da olduğu için medya marifetiyle kamu desteği sağlandı.

KADINA AYRIMCILIK BATI'DA DA VAR

Uluslararası toplumun işgallere ses çıkarmamasının sebebi bu mu? Tabi ki bunun arkasına sığınmak kolay. Ama temel mesele yaşam tarzı dayatma. Hatta evrensellik zırhına bürünerek İslam dünyasını istila etmek kaynaklarını ele geçirmek. Afganistan'ı yerle bir edenler neden bir çivi bile çakmadılar acaba. Dün Contemporary İstanbul sergisine gittim. Dünyanın çok önemli galerilerinden ilham verici eserler vardı. Fakat başörtülü kadın bir çalışmada iradesiz kullanılan biri olarak anlatılmış. Bu ilginç ya da ezber bozan bir şey değil ki. Derine nüfuz eden bir şey yok bunda. Sen Müslüman kadını kavrayıp sözü kesilmeden, bastırılmadan, ne istediği, geleceğe nasıl baktığı, nasıl bir toplum tasavvur ettiği, nasıl bir hayal dünyası, gelecek tasavvuru olduğunu görüp yansıtabilirsen anlamlı bir iş çıkabilir. Sanat anlamların kesinliğinin bozulduğu, adalet duygusunun tecelli ettiği yerdir. Verili dünyada çok az insan zihinsel kuşatmayı aşabiliyor, çünkü çok emek ve bedel istiyor bunu başarmak.

İşgal edilmiş ülkelerdeki kadınlar bu söyleme inanıyorlar mı?
Iraklı ve Afganlı kadınlarla ilgili çalışmalarda çok açık bir şekilde görülüyor ki, aslında bu kadınlara vaat edilenler tamamen mizansen. İslam dünyası kadına bakış açısından pir-ü pak, kusursuz değil, İslam'ın kadın için vazettiği söylemlerle Müslümanların pratikleri arasında zamanla açılmış derin mesafeler var. Ama ilkesel olarak da böyle bir statü azaltıcı, şiddeti tasvip edici bir bakış açısı varmış gibi söz ediliyor. Şiddetle ilgili kimi gerçeklikler Batı için de geçerli olmasına rağmen görmezden gelinmek isteniyor. Avrupa Parlamentosu'nunTürk kökenli Hollandalı milletvekili Emine Bozkurt Türkiye ile ilgili raporunu yazarken 'Bu aynı zamanda Avrupa'nın ve dünyanın da sorunu, Avrupa'da da şiddet var ve üzücü durumlar yaşanıyor" cümleleri Hristiyan Demokrat üyelerin itirazlarıyla rapordan çıkarıldı.

Kadın örgütleri Müslüman kadını özgürleştirme masalına gerçekten inanıyorlar mı, yoksa bu bir tür işbirliği mi? Katıldığım uluslararası kadın zirvelerinde sayısız Avrupalı kadınla bir çok görüşme yapma imkanım oldu. Aslında bir kızkardeşlik duygusu var. Son derece iyi niyetli bir damar tabi ki var. Müslüman kadınların İslam dünyasında çok ezildiği yerlerin olduğu doğru ve bunun nedenlerini tartışmak da ayrı bir kitap konusu. Batı'da Doğu'da diye konuşmayı hiç sevmiyorum fakat modernlik içinde Avrupalı kadınlar da aradığını bulmuş değil. Avrupa'da ayrımcılık çok oylumlu, rengine, inancına göre aşağıda tanımlanmak yetmiyor bir de kilolu sayılanlar, çekici bulunmayanlar, yaşı ilerleyenler iş hayatında ciddi ayrıma uğruyor. Müslüman, feminist, Hıristiyan ya da başka kültürlerden kadınlarla içtenlikli buluşmalar yaşadıktan sonra ortak kurtuluşa daha çok inanıyor insan, hepsini kızkardeşler olarak görüyorum.

İSLAMİ REFERANSLARA DAYANIYORUZ

İslam dünyasından bazı kadınlar da bu dili kullanıyor ama değil mi?
İslam'ın kadına ne kadar statü kaybettirdiğini dile getiren İslam dünyasından Neval el-Saadawi, Azer Nefisi gibi yazarlar üzerine de yazdım. Tekil hikayelerden yola çıkıp genellemelere gidiyorlar. Ben de İslam dünyasını geziyorum ve eşitliğin çok ötesinde, kadınlara değer veren, koruyan, kollayan, önünü açan inanılmaz erkeklerle karşılaşıyorum ve bunlar asla az sayıda değil.

Kadınlar hem işgalcilere hem de kendilerine yönelmiş geleneksel yargılara karşı çıkmaya çalışıyorlar mı? Yoksa işgale karşı durmak ön sırayı mı alıyor?
Tecrübe ikisine birden aynı anda karşı durulması gerektiğini öğretti Müslüman kadınlara. İkisi de aynı derecede kadını yok sayan bütün meziyetlerini ortadan kaldıran, kendini inşa etmesini, bu dünyada varoluşunu gerçekleştirmesini engelleyen şeyler.

Dünyanın bütün tecrübesinden, feminist kadınların iyi niyetli çalışmalarından da yararlanmak yapmamız gereken bir şey ama öte yandan Müslüman kadınların dayandığı kendi referansları var. Bu açıdan baktığımızda İslam'ın eşitlikten çok daha fazlasını, hakkaniyeti vadettiğini görebiliyoruz. İslam'ın statü kaybettirici, aşağılayıcı bir dili olsa neden Müslüman olalım o zaman. Onlarca yıldır Avrupalı kadınların ellerine çantalarını alıp Mısır'da, Lübnan'da Yemen'de İran'da, Türkiye'de araştırdıkları şey bu. Tarihin tozlu sayfalarına gömülmesi, bir masala dönüşmüş olması gereken bir inanç nasıl oluyor da günümüzde bu kadar canlı bir şekilde, milyonlarca kadının bu kadar aşkla şevkle bağlandığı, onun işaretiyle yol aldıkları bir referans kaynağı olabiliyor.

Türkiye'de zihinsel işgal var

İşgal kadınları başlığı altındaki bir kitapta Türkiye'de kadınların yaşadıkları var. İşgal altında mıyız? Türkiye'deki kadınlara kültürel kolonyalizmin kodlarıyla yaklaşıldı. Fiilen işgal edilmedik ama zihinsel işgalin tezahürüydü bugüne kadar Müslüman kadınların üzerindeki baskılar. Müslüman kadınları belli bir kalıp içine sokmak, onu dar bir siluet içine hapsetme girişimleri… Hem Batıdaki modern tecrübeden, hem kendisine ait kadim İslami tecrübeden yararlanarak ve iki tarafın da eksikliklerini, insanı ve kadını zayıflatan taraflarını bertaraf edip, alabileceklerini almasını engelleyen bir zihinsel yapının olgunlaşma evresindeyiz. Buradan baktığımızda tabi ki en azından meşgul edildiğimizi, birkaç kuşağın hayatının çalındığını, bunun bizden sonraki kuşaklara da travmatik olarak yansıdığını biliyoruz.

Kendi değerlerimizi referans alan bir feminizm neden ortaya çıkmadı? Ya da çıkmalı mıydı?
Böyle bir hareket yok Türkiye'de. Çünkü Müslüman kadınlar çok güçlü bir şekilde İslami referansların onlara sağladığı insanlık boyutunu, o bütüncül eşitlik anlayışını, adaleti, hakkaniyeti, önlerindeki engelleri nasıl ortadan kaldıran bir söylem olduğunu biliyorlar. Öyle olmasa bu kadar şiddete baskıya maruz kalan insanların, hala seçilme hakkı teslim edilmeyen başörtülü kadınların İslami söylem içinde kalması mümkün olmazdı. Gencecik kızların dünyevi kayıplara aldırmadan, hatta ailelerinin 'geleceğin mahvolur' telkinine rağmen büyük bir inançla, coşkuyla, mutlulukla İslami duruş sergilemeleri çok kıymetli.

24 Kasım 2012 Cumartesi

Long Live Palestine / Lowkey



Long Live Palestine 


This is for Palestine, Ramallah, West Bank, Gaza,
This is for the child that is searching for an answer,
I wish I could take your tears and replace them with laughter,
Long live Palestine, Long live Gaza!

While we listen to tunes, made by ignorant fools,
Israel blocked the UN from delivering food,
They'll bring in the troops and you won't even glimpse at the news,
They make money of the products that we are quick to consume,
It's not simply a question of differing views,
Forget emotions, this is fact, what I spit is the truth,
Makes no difference if you're a Christian or if you're a Jew,
They are just people living in different conditions to you,
They still die when you bomb their schools, mosques and hospitals,
It is not because of rockets, please god can you stop it all,
I'm not related to the strangers on the TV,
But I relate because those faces could have been me,
Words can never ever explain the raw tragedy,
It's not a war they're just murdering more rapidly,
We are automatically supporting pure savagery,
Imagine how you'd feel if it was your family,

This is for Palestine, Ramallah, West Bank, Gaza,
This is for the child that is searching for an answer,
I wish I could take your tears and replace them with laughter,
Long live Palestine, Long live Gaza,

Palestine remains in my heart forever,
We stand for peace, in times of war we shan't surrender,
Remember, it didn't start in that dark December,
Every coin is a bullet, if you're Mark's and Spencer,
And when your sipping Coca-Cola,
That's another pistol in the holster of a soulless soldier,
You say you know about the Zionist lobby,
But you put money in their pocket when you're buying their coffee,
Talking about revolution, sitting in Starbucks,
The fact is that's the type of thinking I can't trust,
Let alone even start to respect,
Before you talk learn the meaning of that scarf on your neck,
Forget Nestle,
Obama promised Israel 30 billion over the next decade,
They're trigger happy and they're crazy,
Think about that when you're putting Huggies nappies on your baby,

This is for Palestine, Ramallah, West Bank, Gaza,
This is for the child that is searching for an answer,
I wish I could take your tears and replace them with laughter,
Long live Palestine, Long live Gaza,

This is not just a war over stolen land,
Why do you think little boys are throwing stones at tanks?
We will never really know how many people are dead,
They drop bombs on little girls while they sleep in their beds,
Don't get offended by facts, just try and listen,
Nothing is more anti-Semitic than Zionism,
So please don't bring bad vibes when you speak to me,
I know there's plenty of Rabbi's that agree with me,
It's your choice what you do with this message,
Don't get it confused; I view this from a truly human perspective,
How many more resolutions have to be violated,
How many more children have to be annihilated
Israel is a terror state, there terrorists that terrorise,
I testify, my television televised them telling lies,
This is not a war, it is systematic genocide,
But whatever they try, Palestine will never die!

19 Kasım 2012 Pazartesi

Filistin'e nasıl bakmalı? / Akif Emre




Akif Emre


Filistinlilerin yaşamak zorunda kaldıkları acı ve zorluklar karşısında tarafsızlıktan bahsetmek insan vicdanını iptal etmek demektir. Vicdanı iptal edilmemiş bir insan için Siyonist sömürgeciliğin çektirdikleri karşısında isyan etmemesi düşünülemez. Filistin, bir bakıma insanlığın vicdan testinden geçtiği sınav alanı.

İsrail'in, Filistin'in Gazze bölgesine yaptığı saldırının nedenleri, muhtemel sonuçları, tarafların pozisyonu gibi stratejik analizler bolca yapıldı ve bundan sonra da yapılacak. Ne var ki bu saldırı, stratejik boyuta indirgenemeyecek kadar kapsamlı bir insanlık durumuna işaret ediyor. Hem Siyonist saldırının karşısında olanların hem de bunu meşrulaştırmaya çalışanların "Filistin Davası"nı, Filistinlilere katkısı olmayacak hatta onu baltalayıcı bir dil, yaklaşım sergilenmekte.

Filistin'e nasıl bakılması konusunda ayrıntı gibi duran esasa ait birkaç not.

-Her şeyden önce, saldırı Hamas'a değil Filistin'e yapılmıştır. Gazze, Filistin'in bir parçasıdır. Hamas da buranın meşru seçilmiş hükümetidir. Sanılanın aksine Arap dünyası, Arap baharı sonucunda serbest seçimle tanışırken Filistinliler bunu çok daha önceden uygulamaktaydı. Saldırıyı Filistin'den bağımsız Gazze ye indirgemek, hedef Hamas'a yönelik görmek İsrail'in propaganda savaşına alet olmak demektir.

Saldırının şiddeti ne kadar büyük olursa olsun, bütüncül bir işgal edilmiş Filistin fikrinden uzaklaşmak İsrail'in stratejik hesaplarına uygun düşer ve bunu da çok başarılı PR çalışmasıyla yürütmektedir.

-Özellikle Gazze'ye yoğunlaşan askeri saldırı ve propaganda savaşının gizlediği gerçek: Filistin meselesi temelde Kudüs meselesidir... Saldırıların hedef bölgesinin seçiminde stratejik gerekçeleri kadar Kudüs'ün statüsü meselesini gündemden düşürmek, bu konuda karartma uygulamak için de kampanya yürütülmektedir. Sadece İslam âlemini değil, tüm renkleriyle Hıristiyan dünyayı da ilgilendiren Kudüs'ün işgal edilmişliği gerçeğinden uzaklaştıkça bu tür saldırılar daha da işlevsel hale gelmektedir.

-İsrail, Batı dünyasında özellikle Amerikan yönetimi ve kamuoyunda işgalci konumunu gündeme getirmeden batılıların bilinçaltına hitap edecek ortak tehdit algıları oluşturarak savaş stratejisini özenle kurgulamaktadır. Bu strateji büyük ölçüde tarih boyunca Yahudilere yapılan baskı ile Nazi soykırımının günahıyla yüzleşmekten kaçınan batılıların bilinçaltını rehin almaya dayanmaktadır. Kendi tarihsel hatalarının faturasını Filistin'e ödetenlerin vicdanlarını rahatlatacak "İslam terörü" korkusunu sürekli gündeme getirmektedir. Filistin'e yapılan saldırıların Hamas öne sürülerek meşrulaştırmaya çalışması bu amaca hizmet eder.

-İsrail, batılılara karşı mağduriyet söylemini en sefil şekilde işlerken, topraklarını gasp ettiği, savaştığı bölge ülkelerine de mağrur, buyurgan ve oyunun kuralını belirleyen olmak konumunu asla terk etmek istemeyecektir. Bunun için de gerektiğinde her türlü askeri yöntemi kullanmaktan çekinmeyeceği mesajını vermektedir. Bu zamana kadar izlediği yöntem de genelde başarılı oldu.

-Bu nedenle Gazze bölgesine yapılan son saldırılar Netanyahu'nun seçim öncesi iç politika malzemesi olmaktan öte anlam taşımaktadır. Elbette bu olayın iç politikaya yönelik bir boyutu vardır ve olacaktır. Ancak büyük resme baktığımızda tartışılmaya başlanan Camp David denklemi başta olmak üzere statükoyu sorgulayan yeni denkleme karşı bir meydan o0kumadır. Hem Camp David denklemini sorgulanmasını engellemek hem de bunu sorgulama niyetindeki yeni oluşumlara göz dağı vermeyi hedeflemektedir.

-İsrail'in bölgedeki en büyük kozu, bölge ülkelerin parçalanmışlığı olduğu kadar bir tehdit olarak İsrail'in varlığı çoğu yönetimlerin meşruiyetini sağlıyor oluşudur. Birbiriyle en küçük stratejik işbirliği yapamayan yönetimlerin İsrail tehdidi ortak paydası altında iktidarlarını korumakta, iktidarları da İsrail'i güvence altına almaktadır. Son saldırı bu durumu sorgulama niyetinde ki alttan gelen taleplerin tavizsiz ve acımasız bir güçle kesme yönünde kararlılık gösterisidir.

-Sanılanın aksine İsrail askeri anlamda da yenilmez değildir. İsrail'le gerçekten savaşmayı göze alan, direniş ruhuna sahip küçük güçlerin bile nasıl sonuç aldığını geçmiş bize göstermiştir. Onlarca Arap ülkesinin acziyetine rağmen FKÖ'nün verdiği mücadele hepsinden daha etkindi. Defalarca İsrail'den dayak yiyen, topraklarını kaybeden devletlere nazaran örgütlü mücadele umut kaynağı olmuştu. FKÖ nün kurumlaşması, ideolojik olarak yabancılaşması direnişin ideolojik yapısını da, yöntemini de değiştirdi. Başta İntifada olmak üzere son Lübnan savaşı yüzbinlerce asker besleyen, milyarlarca dolarlık silaha para yatıran ülkelerin yapamadığını gerçekleştirdi. İsrail açısından buna karşı vereceği cevap, bu örgütlerin terörist olduğuna dünyayı inandırmak olmuştur.

-Bölgedeki her parçalanmışlık ortamı İsrail açısından önemli hamlelerin yapılması için kaçırılmayacak bir fırsattır. Şu anda yaşanan çok eksenli kırılmanın sonuçlarını bu açıdan dikkatle izlemekte yarar var.

-En başta ve en sonda bir kez daha altı çizilmesi gereken husus: Söz konusu olan, güvenliği tehdit edilen bir devletin teröre karşı meşruu müdafaası değil, toprakları işgal edilen, yurtlarından sürülen halkın sömürgeci bir gücün saldırısına karşı direnişidir.

http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/AkifEmre/filistine-nasil-bakmali/35001

27 Ekim 2012 Cumartesi

Senin İsmail’in kimdir? / Ali Şeriati

Senin İsmail’in kimdir?
Veya nedir?
Makamın mı? Onurun mu?
Mevkiin mi? Statün mü? Mesleğin mi?
Paran mı? Evin mi?Bağın mı? Otomobilin mi?
Ma’şukun mu?
Ailen mi?
İlmin mi? Rütben mi? Sanat ve maharetin mi?
Ruhaniyetin mi? Alimliğin mi? Elbisen mi?
Adın mı? Namın mı? Şöhretin mi?
Canın mı? Ruhun mu?
Gençliğin mi? Güzelliğin mi?
Ben nereden bileyim?
Bunu sen kendin bilirsin.
Her ne ve kim ise onu sen kendin Mina’ya getirmeli ve Kurban için seçmelisin.
Ben sadece onun alametlerini sana söyleyebilirim.
Seni iman yolunda zayıflatan, “gitmek”te olan seni “kalma”ya çağıran,
Seni “sorumluluk” yolunda şüpheye düşüren,
seni kendine bağlayan ve alıkoyan,gönül bağlılığı,
mesaj işitmene,hakikati itiraf etmene izin vermeyen,seni firara çağıran,seni maslahatçı izah ve yorumlara sürükleyen
ve aşkı seni kör eden her şey…

İbrahimsin! Ve ismaili zaafın seni İblisin oyuncağı haline getirebilir.
Hayatında şeref,saygınlık,iftihar ve faziletin doruklarında bir tek şey vardır ki onu elde etmek için zirveden inebilir onu kaybetmemek için bütün
İbrahimi kazanımlarını yitirebilirsin:
O İsmailindir.İsmailinin bir şahıs veya başka bir şey olması mümkündür;bir durum bir konum,bir zaaf noktası olması imkan dahilindedir.
.
.
Ey “Hakk’a teslim olan”, “Allah’ın kulu”!
Hakikatin senden istediği şey, işte budur.
Budur “imanın daveti”, “risaletin mesajı”.
Bu senin sorumluluğundur, Ey “sorumlu insan”!
Ey “İsmail’in babası”!
İsmail’ini öldür”!
Kendi ellerinle kurban et”!

Ali Şeriati

Hayirli Kurbanlar, hayirli Bayramlar!

25 Ekim 2012 Perşembe

Söyle, senin rüyan nedir? / Dücane Cündioğlu

İbrahiminki bir rüyanın eseriydi, ya seninki?

DÜCANE CÜNDİOĞLU


'Kurban'ımıza biraz daha yakınlaşmak için çağırsak onu, acep elimizdeki bıçağa aldırmadan koşa koşa gelir mi? 
Bütün sinsiliğimizle gözüne çirkin görünecek olsak bile yine de yakınlaşmak ister mi bize?
Bile isteye uzatır mı boynunu ellerimizin arasına?
Okşamamızı ister mi bizden gerdanını, hem de iyice bilendiğine inandığı bıçağımızla?
Vuslat sevincinden gözlerini kapayıp ben hazırım, yeter ki sen yumma gözlerini der mi?
Yoklukta varlığı seçip şikayet etmeksizin ayaklarımızın dibine bırakır mı o mecalsiz bedenini?
* * *
Bilmiyorsun değil mi ey talib? Sevildiğinden emin bile değilsin... Neyi kestiğinden, neden kesildiğinden?..
Bir daha bak, ellerinin arasında tuttuğun kütle kimin, neyin?
Tanır mısın onu? Ne kadar tanır, ne kadar seversin?
Hakikaten, sevdiğin için mi kesiyorsun ey talib? Sevdiğini mi kesiyorsun?
Ne yazık ki sen sevdiğini kendi rüyan uğruna bile değil, başkaların hayâlâtını tatmin için kesiyorsun.
Öyle ki yârini sen bile kesemiyorsun da utanmadan sıkılmadan onu nâdanın ellerine terkediyorsun!
Nâ-mahremini başkalarının elleri kavrıyor, seyreden sen oluyorsun. Dağıtan. Gösteriş yapan.
İbrahiminki bir rüyanın eseriydi, seninkiyse riyanın.
İbrahim'in yüreği titriyordu oysa.
Kurban olarak verilen evlâdıydı. Oğulcağızı.
* * *
İşin gücün etle kanla, koyunla koçla... et yiyip et dağıtmakla...
Etleri göğe fırlatıyorsun, kabul edilir sanıyorsun ama her defasında gökten üzerine kan yağıyor, fırlattığın etler patır patır arza düşüyor. Ne et, ne kan semâya ulaşmıyor.
Bir de utanmadan İbrahimcilik oynuyorsun. Etlerin kanların arasında aklınsıra bayram ediyorsun.
Hâlbuki bayram, vâsıl olanın hakkı. Hakikate ulaşanın. Hiç değilse, eteğine değenin.
Vuslattan eser yok, o hâlde bu çığlıklar da neyin nesi? Nedir bütün bu bağırıp çığırışmalar? Neyi gördün, hangi rüyayı? Uğruna sevdiceğini feda ettiğin şu rüyayı anlat bakalım! Senden kim neyi istedi?
Sana 'Kurbanın nedir?' diye sormuyorum ey talib, sadece rüya görüp görmediğini merak ediyorum.
Söyle, senin rüyan nedir? Hangi rüya uğruna neyi kesiyorsun? Hangi rüyanın gerçekleşmesini istiyorsun? Nasıl bir rüyanın?
Rüyan ne ki ey talib, kurbanın ne olsun?
Rüyan kadar kurban kesebilirsin! Düşün kadar. Düştüğün, düşebildiğin kadar.
İnan bana, ancak günahların kadar.
* * *
Hiç düşündün mü, İbrahim'in rüyası neydi? Rüyasının içeriği değil ama, gerekçesi?
Ne tuhaf değil mi, eylemiyle gerekçesi aynıydı: rüyası.
Oğlunu kurban etmeye kalkışmasının sebebi de, gerekçesi de sadece düşünde oğlunu kurban ettiğini görmesiydi. Gördüğü için kesmek istedi. Daha da dikkate değer olanı şu ki İbrahim gördüğünü kesmek istedi.
Elinde rüyasından başka ne vardı?
Hiçbir şey!
Sadece bir rüya. Bir rüya uğrunaydı herşey. Sade bir rüya için.
* * *
Adamı adam edecek tek şeydir rüyası!
İşte bu nedenle sana 'Kurbanın nedir?' diye sormuyorum ey talib, sen asıl rüyanı söyle! Kendi rüyanı.
Görülmeye değer neyin var ki kesebilesin, kesmekle mükellef olasın? Neyi gördün ki neyi keseceksin? Başkalarını rüyasını konuşmayı bırak da söyle, senin rüyan ne?
Düşlerinde, görülmeye değer olanı görebiliyor musun ki kesilmeye değer olanın dedikodusunu yapıyorsun?
Elindeki bıçağı göre göre sana koşan sevgiliyi mi gördün düşünde? Bakmaya bile kıyamayacağına mı kıydın?
Ne yazık ki hayır! Rüya da başkalarına ait, kurban da!
* * *
Bütün peygamberler rüya ile şereflendirildiler. Bütün velîler... bütün ârifler...
Göğün onlara hediyesiydi rüya. Bir yanda gerçekler vardı, bir yanda rüyalar...
Arzın gerçeklerine mukabil, semânın rüyaları... Arzda varolmanın tek yolu duyular ve akıl, semâda varoluşun biricik yoluysa muhayyile...
Dervişin tek tesellisi. Varlık sebebi. Rüya.
Bedeli de kurban. Perdenin arkasına bakmanın cezası.
Önceden görmenin. Görülmeye değer olanı görmenin. 
* * * 
Bana gelince, benimkisi bir günahkârın günlüğü. Yırtık pırtık.
Bıçağı elinde tutan değilim ben. Kimseyi görmedim düşümde. Görüldüm. Ne rüyam var benim, ne önümde bir kurban.
Dedim ya, görülenim ben. Bıçağı elinde olanın ayaklarına dibine düşecek olan. Tutan değil, tutulan. Cazibem yok, meczubum çünkü.
Çağırmana gerek yok, kendim gelirim. Kendiliğimden. Bir bakışınla kan kesilirim. Saklama bıçağını, hakikaten incinirim.
Okşasın da bıçağıyla okşasın sevgili, derim, hiç şikâyet etmem, elinin tenime her değişinde cânına can veririm.
Sana ancak gözlerin kapalıyken görünürüm.
Gözlerini açarsan, dayanamam ey yâr, hemen ayaklarının dibinde ölüveririm.

23 Ekim 2012 Salı

Mercy Halal lslamic Slaughter


بِسْمِ اللَّهِ الَّذِي لَا يَضُرُّ مَعَ اسْمِهِ شَيْءٌ فِي الْأَرْضِ وَلَا فِي السَّمَاءِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

"In the name of God, who with His name no harm will come. Not in Earth nor in Heaven. And He is The One, The All Hearing, and He is The All Knowing." Duah





Mercy Slaughter LLC

15 Ekim 2012 Pazartesi

Dünyanın merkezi neresi? / İbrahim Karagül

 İbrahim Karagül

'Batı artık dünyanın tek merkezi değil..' Bu gerçek önemli. Son yirmi yıldır, uluslararası politikadan savaşlara, iç politik arayışlardan 'örtülü' ekonomik çatışmalara kadar her gelişmenin altında bu gerçek var.

Belli dönem 'eksen kayması' adıyla ihraç edilen, içeride kısır ve düzeysiz bir sataşma haline dönüştürülen ama aslında Türkiye'nin ve bölgenin geleceğini belirleyecek ölçüde değer taşıyan tartışmanın altında bu gerçek yatıyor.

Sadece Türkiye'nin değil, yaşadığımız coğrafyanın yüzyılını, Atlantik ortaklığının yavaş yavaş kendini belli eden gerilemesini, Asya'nın hatta Afrika'nın geçtiğimiz yüzyılda yaşananları tersine çevirecek uyanışını şekillendirecek gerçeği de bu cümle açıklıyor.

Yıllardır tartıştığımız ancak hiçbir zaman hakkını vermediğimiz, afaki, hayali görülen gelecek tartışmalarının özünü bu gerçek oluşturuyor. 19. Yüzyıl'dan bu yana devam eden, acımasızlığı ve adaletsizliği ile özellikle 20. Yüzyıl'ın ikinci yarısına damgasını vuran dönem sonlara yaklaşıyor.

Siyasi olarak, ekonomik olarak, askeri olarak, teknoloji olarak yeryüzünün Doğusu ile Batısı arasındaki uçurum daralıyor. İnsan faktörü olarak, kaynaklar olarak, motivasyon olarak bu uçurum çoktan beri Batı'nın aleyhine seyrediyordu.

Güç haritası değişiyor, yeryüzünün ağırlık merkezi dağılıyor, 'İki Kutuplu Dünya' dengesinin bozulmasından sonra 'Tek Kutuplu Dünya' hayal edenler hüsrana uğruyor.

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın; Batı artık dünyanın merkezi değil. Dünya çok merkezli bir yapıya dönüştü. Daha adaletli kurumsal dönüşüme ihtiyaç var. Kimse BM'nin yapısının adil bir anlayış üzerine bina edildiğini söyleyemez. Beş daimi üyenin içinden biri çıkıp 'hayır' dediği zaman karar çıkarmak mümkün değil' diyerek karar mekanizmalarını ağır eleştiriye tutması, yeni şartlara göre yeni karar mekanizmalarının oluşmasını istemesi Türkiye'nin durduğu yer olmalı.

Soğuk Savaş dönemi algısına saplanıp kalanlar bunu, bir tür Üçüncü Dünya refleksi sanacak. Yeni Amerikan Yüzyılı projesi için dünyaya savaş alanına çevirenlerin algıları ne kadar saplantılıysa, hâlâ Üçüncü Dünya diye bir çevre olduğunu sananların algısı da o kadar saplantı.

Kayıtsız şartsız Atlantik Merkezi inancına sahip olanlar da öyle. İnsanlık tarihi, medeniyetler tarihi, siyasi tarih güç haritalarının nasıl değiştiğine dair sayısız örneklerle dolu.

Haçlı Savaşları ne kadar yıkımsa sonrası o kadar yükseliştir. Moğol istilası ne kadar yıkımsa sonrası o kadar aydınlanmadır. Birinci Dünya Savaşı ne kadar hüsransa sonrası yeni bir yükseliş dalgası olacaktır.

Dünyayı yöneten iradeyi oluşturan 'Beşli' kendi arasında bile anlaşamıyor. Dünyayı temsil etmiyor. Tek kutuplu diyenlerle çok kutuplu diyenlerin çatışmasını izliyoruz.

Öyleyse uluslararası kurumlar, oluşmakta olan güç haritasına göre yeniden şekillenmeli. Bu yöndeki itirazlar siyasi kararlılığa dönüştürülmeli. BM Güvenlik Konseyi'nden önce İslam İşbirliği Teşkilatı gibi, BM'den sonra en büyük organizasyonu oluşturan yapı ıslah edilmeli ya da yeni bir yapı inşa edilmeli.

Afrika'nın, İslam dünyasının, Hindistan'ın temsil edilmediği, İkinci Dünya Savaşı sonrasına ayarlı bir karar mekanizmasının 21. Yüzyıl dünyasına söz söylemesi mümkün değil, hiçbir zaman mümkün olmayacak.

Bugün, başta kendi bölgemiz, yeryüzündeki çatışmaların ana sebebi bu temsil sorunudur. Türkiye olarak, bu adaletsizliği sadece Suriye için değil, ilkesel olarak seslendirmek, itirazı diri tutmak zorundayız. Dünyanın ezici çoğunluğu bu kanaati paylaşıyor çünkü.

Dünya siyasi olarak da ekonomik olarak da tek merkezlilikten çok merkezliliğe gidiyor. Yeni başkentler, özellikle de ekonomik başkentler oluşuyor, oluşacak.

Bu, insanlığın tanık olduğu tarihsel kırılmalardan biridir ve geri dönüşü olmayacak.

İşte bu yüzden, uzunca zamandır; Türkiye ve bölge ile ilgili değer tanımlarını kendimiz yapmamız gerektiğini, rol tayinlerinin geride kaldığını, kendimize ve dünyaya bakışımızın yerli bir bakış olması gerektiğini savunuyoruz.

Türkiye'nin yeni neslinin, genç kuşaklarının, bu anlamda öncekilerden daha geniş, daha yerli, daha gerçekçi baktığını söyleyebilirim. Yıllara dayalı önyargı ve önkabullerden sıyrılmış kuşakların Türkiye ve dünya algısı yukarıdaki itirazlara göre şekilleniyor.

Bu; sadece Türkiye'de değil, Asya'da, Afrika'da, Ortadoğu'da da böyle.

'Kaos Kuşağı', 'Fay Hattı' gibi tanımların esiri olmayacağız. 'Kaos Kuşağı'nın yeni merkezlerden biri olamayacağına dair inanç, en büyük düşmanımızdır.

Yüzyıllarca merkez olmuş bir coğrafyanın bu inançsızlığından daha kötü ne olabilir...

http://yenisafak.com.tr/yazarlar/IbrahimKaragul/dunyanin-merkezi-neresi/34491

28 Eylül 2012 Cuma

Fear


2012` de dunyanin sonunun geleceginden endiselenmiyorum..
Endisem su ki, dunyanin hicbirsey degismeden varligini devam ettirecegi!

24 Eylül 2012 Pazartesi

Yolculuk Duasi / Zehra






O'dur bütün gemileri ve hayvanları binmeniz için sizin hizmetinize veren; böyle yapar ki onlara hükmedesiniz ve ne zaman onlardan yararlanırsanız Rabbinizin nimetlerini hatırlayıp “[Bütün] bunları bizim hizmetimize veren O ne yücedir, çünkü [O olmasaydı] biz bunu elde edemezdik;o halde biz mutlaka O'na döneceğiz!” diyesiniz." 
(Zuhruf 12-13-14)


* Yarin nasipse yolculuk var. Allah hayirlisiyla gidebilmeyi ve varabilmeyi nasip etsin.
* Ozlem ablacim, arabana her oturdugunda (kisa mesafeler dahil) bu ayetleri, her defasinda o guzel arap aksaninla yuksek sesle okumani hic unutmiycam = )
* Ve Allah en yakin zamanda umre yapmayi (Saudi Arabian Airlines ile gitmeyi = ) ve pilotun duasina amin demeyi bize hediye etsin insallah Nurdan ablacim. 

21 Eylül 2012 Cuma

Kem söz sahibine aittir / Hayrettin Karaman

Hayrettin Karaman

Sevgili Peygamberimiz Efendimiz (s.a.) hakkında karalayıcı, küçük düşürücü, hakaret içeren bir film yapılmış, bu yüzden müslümanlar ayağa kalktılar, kendi ülkelerinde şiddet içeren toplantı ve yürüyüşler yapıyorlar, filmi yapan kâfiri tel'in ediyor ve filmin oynatılmaması için tedbir alınmasını istiyorlar.

Tepki ve talep normaldir, ama normal ve meşru olmayan davranış şiddettir, masum insanların canlarına ve mallarına zarar vermektir.

Düşünce ve ifade hürriyetini hakarete kadar vardıranlar bizim ülkemizde ve dünyada eksik değiller; başbakandan sıradan insanlara kadar birçok kimseye basında, sanat gösterilerinde, kitaplarda hakaret ediliyor; yargıya müracaat ediliyor, yargı bilirkişiye havale ediyor, bilirkişi de çok kere 'Bu bir ifade ve düşünce hürriyeti eseridir, suç sayılmaz' diye rapor veriyor.

Şüphesiz Peygamberimiz Efendimize hakaret ile bir başkasına hakaret eşit değil, ama 'Kur'an'ın değerli kılındığını bildirdiği' hiçbir insana hakaret caiz olamaz. Düşünce ve ifade hürriyetini hakarete kadar genişletenler henüz insan olamamış yaratıklardır. Her kim ve ne sebeple olursa olsun Peygamberimize ve bu arada başka dinlerin mensuplarının kutsallarına hakaret etmek eğer bireye ait bir davranış ise ahlaksızlık, edepsizlik, değerlere isyandır. Bir şahıstan çıksa da bunu bir gurup, kuruluş, kurum, ajan vb. tertip ediyorsa meselenin ideolojik, siyasi ve stratejik boyutu da var demektir.

İslam'ı ve Peygamberini herkesin sevmesi beklenemez; ama insana ve kutsallara saygı insan olan herkesten beklenir. Böyle bir saygısızlık yapıldığında yapanın en yakını birinci derecede engellemek ve kınamaktan sorumludur; sonra bu sorumluluk halka halka genişleyerek insanlık şuur ve onuruna sahip herkesi içine alır, almalıdır.

Son olayda ve benzerlerinde İslam topluluklarında görülen tepki davranışlarını tasvip etmek mümkün değildir. Toplanılır, engellenmesi, yapanın cezalandırılması istenir, sorumlular uyarılır... ama yakmak, yıkmak, öldürmek, yaralamak ne demektir; bunun hangi kitapta yeri vardır?!

İşin siyasi ve stratejik yönüne gelince; bu bakımdan yapılanlar tam da tuzağa düşmenin, düşmanın istediğini gönüllü yapmanın resmidir.

Kurt kuzuyu yemeye niyet edince, kendisi derenin üst (aşağıya akan) tarafında olduğu halde daha aşağıdaki kuzuya 'suyumu niçin bulandırıyorsun' diye bağırır, sonra da saldırarak yermiş. Sözde büyük (doğrusu iri) devletlerin, İslam dünyasına yönelik planları, projeleri, talepleri, çıkarları var; bunlar bir yeri işgal etmeyi, bir yere saldırmayı, bir yerde iktidar değiştirmeyi gerekli kıldığında başvurdukları taktiklerden biri de kitleleri sokağa dökecek tertiplerdir.

Peygamberimize canımız feda; ama bunu, hayatımızda O'nu örnek alarak, getirdiği dini ve hayat nizamını insanlığa mal etmeye çalışarak ortaya koymalıyız.
 

18 Eylül 2012 Salı

Haşr Suresi



21 BU KUR’AN'I bir dağa indirmiş olsaydık, dağın ezilip büzülerek Allah korkusuyla paramparça olduğunu görürdün. Ve işte [bütün] bu temsîlleri, belki düşün[meyi öğrenebil]irler diye insanların önüne koyuyoruz.

22 ALLAH O'dur ki O'ndan başka ilah yoktur: O, yaratılmışların kavrayış alanı dışındaki şeyleri de, duyuları yahut akıllarıyla kavrayabildiklerini de tek bilendir: O, Rahmân ve Rahîm.

23 Allah O'dur ki O'ndan başka ilah yoktur: Mutlak Hakim, Kutsal, Kurtuluşun Tek Kaynağı, İman Bağışlayan, Doğru ile Yanlışın Tek Belirleyicisi, Üstün, Eğriyi Düzeltip Doğruyu İhya Eden, Bütün İhtişamın Sahibi! Şanı yüce olan Allah, insanların ilahlık yakıştırdıkları her şeyden münezzehtir.

24 O, Allah'tır, Yaratıcı, bütün özlere ve görüntülere şekil veren Yapıcı! Bütün mükemmellik vasıfları [yalnız] O'nundur. Göklerde ve yerde olan herşey O'nun sınırsız şanını yüceltir: çünkü yalnız O'dur kudret ve hikmet sahibi olan.

~~~~    ~~~~    ~~~~    ~~~~    ~~~~

21 HAD WE bestowed this Quran from on high upon a mountain, thou wouldst indeed see it humbling itself, breaking asunder for awe of God. And [all] such parables We propound unto men, so that they might [learn to] think.

22 GOD IS HE save whom there is no deity: the One who knows all that is beyond the reach of a created beings perception, as well as all that can be witnessed by a creatures senses or mind: He, the Most Gracious, the Dispenser of Grace.

23 God is He save whom there is no deity: the Sovereign Supreme, the Holy, the One with whom all salvation rests, the Giver of Faith, the One who determines what is true and false, the Almighty, the One who subdues wrong and restores right,* the One to whom all greatness belongs! Utterly remote is God, in His limitless glory, from anything to which men may ascribe a share in His divinity!

24 He is God, the Creator, the Maker who shapes all forms and appearances! His [alone] are the attributes of perfection. All that is in the heavens and on earth extols His limitless glory: for He alone is almighty, truly wise!

~~~~    ~~~~    ~~~~    ~~~~    ~~~~    ~~~~    ~~~~    ~~~~