25 Ekim 2012 Perşembe

Söyle, senin rüyan nedir? / Dücane Cündioğlu

İbrahiminki bir rüyanın eseriydi, ya seninki?

DÜCANE CÜNDİOĞLU


'Kurban'ımıza biraz daha yakınlaşmak için çağırsak onu, acep elimizdeki bıçağa aldırmadan koşa koşa gelir mi? 
Bütün sinsiliğimizle gözüne çirkin görünecek olsak bile yine de yakınlaşmak ister mi bize?
Bile isteye uzatır mı boynunu ellerimizin arasına?
Okşamamızı ister mi bizden gerdanını, hem de iyice bilendiğine inandığı bıçağımızla?
Vuslat sevincinden gözlerini kapayıp ben hazırım, yeter ki sen yumma gözlerini der mi?
Yoklukta varlığı seçip şikayet etmeksizin ayaklarımızın dibine bırakır mı o mecalsiz bedenini?
* * *
Bilmiyorsun değil mi ey talib? Sevildiğinden emin bile değilsin... Neyi kestiğinden, neden kesildiğinden?..
Bir daha bak, ellerinin arasında tuttuğun kütle kimin, neyin?
Tanır mısın onu? Ne kadar tanır, ne kadar seversin?
Hakikaten, sevdiğin için mi kesiyorsun ey talib? Sevdiğini mi kesiyorsun?
Ne yazık ki sen sevdiğini kendi rüyan uğruna bile değil, başkaların hayâlâtını tatmin için kesiyorsun.
Öyle ki yârini sen bile kesemiyorsun da utanmadan sıkılmadan onu nâdanın ellerine terkediyorsun!
Nâ-mahremini başkalarının elleri kavrıyor, seyreden sen oluyorsun. Dağıtan. Gösteriş yapan.
İbrahiminki bir rüyanın eseriydi, seninkiyse riyanın.
İbrahim'in yüreği titriyordu oysa.
Kurban olarak verilen evlâdıydı. Oğulcağızı.
* * *
İşin gücün etle kanla, koyunla koçla... et yiyip et dağıtmakla...
Etleri göğe fırlatıyorsun, kabul edilir sanıyorsun ama her defasında gökten üzerine kan yağıyor, fırlattığın etler patır patır arza düşüyor. Ne et, ne kan semâya ulaşmıyor.
Bir de utanmadan İbrahimcilik oynuyorsun. Etlerin kanların arasında aklınsıra bayram ediyorsun.
Hâlbuki bayram, vâsıl olanın hakkı. Hakikate ulaşanın. Hiç değilse, eteğine değenin.
Vuslattan eser yok, o hâlde bu çığlıklar da neyin nesi? Nedir bütün bu bağırıp çığırışmalar? Neyi gördün, hangi rüyayı? Uğruna sevdiceğini feda ettiğin şu rüyayı anlat bakalım! Senden kim neyi istedi?
Sana 'Kurbanın nedir?' diye sormuyorum ey talib, sadece rüya görüp görmediğini merak ediyorum.
Söyle, senin rüyan nedir? Hangi rüya uğruna neyi kesiyorsun? Hangi rüyanın gerçekleşmesini istiyorsun? Nasıl bir rüyanın?
Rüyan ne ki ey talib, kurbanın ne olsun?
Rüyan kadar kurban kesebilirsin! Düşün kadar. Düştüğün, düşebildiğin kadar.
İnan bana, ancak günahların kadar.
* * *
Hiç düşündün mü, İbrahim'in rüyası neydi? Rüyasının içeriği değil ama, gerekçesi?
Ne tuhaf değil mi, eylemiyle gerekçesi aynıydı: rüyası.
Oğlunu kurban etmeye kalkışmasının sebebi de, gerekçesi de sadece düşünde oğlunu kurban ettiğini görmesiydi. Gördüğü için kesmek istedi. Daha da dikkate değer olanı şu ki İbrahim gördüğünü kesmek istedi.
Elinde rüyasından başka ne vardı?
Hiçbir şey!
Sadece bir rüya. Bir rüya uğrunaydı herşey. Sade bir rüya için.
* * *
Adamı adam edecek tek şeydir rüyası!
İşte bu nedenle sana 'Kurbanın nedir?' diye sormuyorum ey talib, sen asıl rüyanı söyle! Kendi rüyanı.
Görülmeye değer neyin var ki kesebilesin, kesmekle mükellef olasın? Neyi gördün ki neyi keseceksin? Başkalarını rüyasını konuşmayı bırak da söyle, senin rüyan ne?
Düşlerinde, görülmeye değer olanı görebiliyor musun ki kesilmeye değer olanın dedikodusunu yapıyorsun?
Elindeki bıçağı göre göre sana koşan sevgiliyi mi gördün düşünde? Bakmaya bile kıyamayacağına mı kıydın?
Ne yazık ki hayır! Rüya da başkalarına ait, kurban da!
* * *
Bütün peygamberler rüya ile şereflendirildiler. Bütün velîler... bütün ârifler...
Göğün onlara hediyesiydi rüya. Bir yanda gerçekler vardı, bir yanda rüyalar...
Arzın gerçeklerine mukabil, semânın rüyaları... Arzda varolmanın tek yolu duyular ve akıl, semâda varoluşun biricik yoluysa muhayyile...
Dervişin tek tesellisi. Varlık sebebi. Rüya.
Bedeli de kurban. Perdenin arkasına bakmanın cezası.
Önceden görmenin. Görülmeye değer olanı görmenin. 
* * * 
Bana gelince, benimkisi bir günahkârın günlüğü. Yırtık pırtık.
Bıçağı elinde tutan değilim ben. Kimseyi görmedim düşümde. Görüldüm. Ne rüyam var benim, ne önümde bir kurban.
Dedim ya, görülenim ben. Bıçağı elinde olanın ayaklarına dibine düşecek olan. Tutan değil, tutulan. Cazibem yok, meczubum çünkü.
Çağırmana gerek yok, kendim gelirim. Kendiliğimden. Bir bakışınla kan kesilirim. Saklama bıçağını, hakikaten incinirim.
Okşasın da bıçağıyla okşasın sevgili, derim, hiç şikâyet etmem, elinin tenime her değişinde cânına can veririm.
Sana ancak gözlerin kapalıyken görünürüm.
Gözlerini açarsan, dayanamam ey yâr, hemen ayaklarının dibinde ölüveririm.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder