20 Ocak 2013 Pazar

Paris'teki infaz ve para trafiği.. / İbrahim Karagül

İBRAHİM KARAGÜL

Paris'te, PKK mensubu üç kişinin infaz edilmesi, yoğun olarak Lübnan'da, genel olarak Ortadoğu'da gördüğümüz suikast örneklerine çok benziyor.

Örgüt içi hesaplaşma mı? Bölgesel güç çatışmalarının bir yansıması mı? Yoksa, pek de üzerinde durmadığımız para trafiğini yönetenlerin idam kararının infazı mı?

Bir özet yapalım:

PKK'ya silah bıraktırma çabaları, yakından izlediğimiz heyecan uyandıran MİT-PKK görüşmeleri, Kandil-İmralı pazarlıkları sadece Türkiye'nin iç bütünlüğüyle, acının dindirilmesiyle sınırlı bir çaba değil.

Kuzey Irak merkezli yeni bir bölgesel planlama çalışması var. Enerji paylaşımı öncelikli ama Irak'ın siyasi haritası üzerinde derin etkiler uyandıracak yeni bir durum var ortada.

Bağdat-Erbil arasındaki ayrışma, Kürtler ile Sünni Araplar arasındaki yakınlaşmayı teşvik ediyor. Gariptir; aynı ayrışma ve yakınlaşma Türkiye'nin bölgesel duruşunu da birebir etkiliyor. Türkiye; Kürtler ve Sünni Araplar ile yakınlaşırken Bağdat'tan uzaklaşıyor.

Ankara'nın K. Irak'la yakınlaşması, Batı basınında bölgenin güç haritasını değiştirecek ölçüde önemli görülüyor. Sadece siyasi değil, enerji merkezli bir yakınlaşma bu.

İşte bu süreç; Suriye'deki krizin geleceğini de düşünenlere göre, Irak'ı üç parçaya bölebilecek sonuç doğuracak. Bu bölünme ve yeni ittifaklar oluşturma çalışmaları, PKK'nın Türkiye ve K. Irak'ta etkin güç olmasının, oyun bozucu olmasının önüne geçilmesini zorunlu kılıyor. Özellikle Avrupalı ülkelerin, PKK kartı üzerinden K. Irak merkezli yeni hareketliliğe müdahil olmaları, Türkiye'nin bölge dışına itilmesiyle sonuçlanacak.

Eğer bu okuma doğruysa, Türkiye-K. Irak yakınlaşacaksa PKK'nın silah bırakması iki tarafın da çıkarına olacaktır. İmralı ile başlatılan son görüşmelerin arkasındaki iki gerekçeden birinin bu olduğunu düşünüyorum.

Böyle bir dönemde bir Avrupa başkentinde, çok iyi korunan ve izlenen bir binada üç PKK'lının kafalarına kurşun sıkılarak ortadan kaldırılmasında, sürecin önüne geçmek isteyen bütün tarafların şaibe altında olduğu bir gerçek.

Bazen basit suikastlerin arkasında çok ilginç bağlantılar, suikastlerden çok daha büyük çıkarlar gizlenir.

11 Eylül saldırılarından üç gün önce, 9 Eylül'de Ahmet Şah Mesud öldürülmesiydi, ABD'nin Afganistan işgali gerçekleşmeyecekti. Abartı gibi görünebilir ama o suikastin bu açıdan yeniden yorumlanmasına ciddi ihtiyaç var.

Lübnan eski Başbakanı Refik Hariri 14 Şubat 2005'te Beyrut'ta öldürülmeseydi bugün Ortadoğu'daki kriz alanları bu şekilde olmayacaktı, Suriye meselesi bu boyuta gelmeyecekti.

Aynı şekilde, Pakistan'da Benazir Butto öldürülmeseydi, bugün Pakistan iç savaşı ve Afganistan'daki krizin seyri önemli ölçüde farklı olacaktı.

Bu üç büyük suikastte, onlarla bağlantılı yan suikastlerde ortadan kaldırılan insanların kişiliklerinin dışında, bölgesel etkileri üzerinde ciddi biçimde durmak lazım.

Suikastleri ve paranın izini takip etmek insana çok şey öğretir. En karmaşık sorunlar, bu iki alanda bulacağınız küçücük ipucunu takip etmekle çözülebilir.

Paris'teki infazı elbette Butto, Hariri ya da Şah Mesut Suikastiyle aynı büyüklükte ve önemde görmüyorum. Bu üç olay ülkeleri ve bölgeleri etkileyecek güçteydi. Ama hangi ölçekte olursa olsun, her suikastin, böylesine gizemli, karmaşık infazın, ölenlerin kişiliğinin çok ötesinde anlamları vardır.

Üç PKK mensubunun öldürülmesiyle ilgili ikinci derecede önemli tartışma konusu para meselesi. Sakine Cansız'ın PKK'nın trafiğindeki, kara para operasyonlarındaki rolü bu sonucu doğurmuş olabilir mi?

Hariri suikastinin aslında para kavgası olduğuna dair çok güçlü iddialar var. Ortadoğu'da yıllık üç trilyon dolarlık kayıt dışı para dolaşıyor. Bu trafiği kimler yönetiyor ve kimler buradan pay alıyor?

İddianın temelinde Hariri'nin bu trafiğin merkezinde olduğu ve bu yüzden öldürüldüğü tezi var. Ne gariptir ki, Fransa'nın da adı bu trafikte ve Hariri ile ilişkilerde öne çıkıyor. Lübnan eski Başbakanı'nın öldürülmeden önce para ödediği son kişinin Jacques Chirac olduğu iddiasına ne demeli?

Fransa PKK'nın para operasyonlarının her zaman merkezinde olmuştur. Paris'teki infaz, para meselesi ise, bu para PKK'nın bile olsa kimler tarafından nasıl yönetildiğine bakmak lazım.

Uyuşturucu trafiği ve para trafiği, hiçbir zaman devletlerin, istihbarat teşkilatlarının koruması olmadan yürütülemez. Kimin parası olursa olsun.

Afganistan'dan New York'a ulaşan dünyanın en büyük uyuşturucu koridorunu kimler yönetiyor sizce? Ve bu hat için ne savaşlar, ne bölgesel planlamalar, ne suikastler yapılıyor?

Büyük Ortadoğu Suikastleri adını verdiğim ve hakkında çokça yazdığım cinayetlerin hiç birisi aydınlatılmadı. Bir çoğunun üstü örtüldü.

Eğer bir cinayet çözülemezse, üstü örtülürse, bilin ki arkasında kişiler ya da örgütler değil, güçler ve devletler vardır. Ve o cinayet kesinlikle sadece bir kişinin ortadan kaldırılması amacıyla yapılmamıştır…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder