21 Mayıs 2013 Salı

Bu Ülke / İbrahim Tenekeci


İbrahim TENEKECİ

Üzerinde yaşadığımız bu topraklar, namaz kılar gibi vatan kılınmıştır. Bunun aksini kimse söyleyemez.
Yunus Emre'nin niçin çok sayıda türbesi olduğunu hiç düşündünüz mü? Ona sahip olmakla değil, bu topraklara sahip çıkmakla ilgili özel bir durumdur bu. Dönemin şartlarını göz önünde bulundurursanız, o türbelerin her birinin birer tapu senedi olduğunu görürsünüz.
Rivayetlere göre, Saru Saltuk vefat ettiğinde, evinden yedi tabut birden çıkmış ve her tabut, başka bir yöne götürülmüş, gömülmüştür. Bunun nedenini biraz düşünün derim.
Ben de düşüneyim: Bu topraklarda daha yeniyiz. Ne olacağımız belli değil. İnsanımız, hiç olmazsa bu kabirlere, türbelere sahip çıkar, buraları kolay kolay terk etmez.
İbn-i Haldun, coğrafyanın kader olduğunu söyler. Türkiye de bizim kaderimizdir.
İnancıma göre, burası, Uhud savaşında okçuların korumak zorunda olduğu, hiç ayrılmamaları gereken tepe gibidir. Buradan bakınca, Mekke'den Medine'ye, Bağdat'tan Kudüs'e, Buhara'dan Semerkand'a, Saraybosna'dan Üsküp'e kadar her yer görünür. Burayı terk etmek yahut zayıf bırakmak, ta oralara yansır, nitekim yansımıştır. O halde, Türkiye'nin 'köprü' olduğunu söyleyenlere 'kale' hatırlatması yapalım.
Burası, ülkelerden bir ülke, topraklardan bir toprak değildir. Burada yaşamanın, kalmanın çeşitli zorlukları vardır. Buna 'bedel ödemek' diyoruz. Unutmayalım ki, insanlar ölür, milletler yaşar. Bazen bir bir, bazen bin bin.
Şimdi, yeni bir dönemden geçtiğimiz söyleniyor. 'Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda' gibi duygular, bayrak gibi kelimeler, bazılarına göre, 'hamaset' kapsamına giriyor. Girsin.
***
Borçtan kurtulmanın iki yolu vardır: Ödemek yahut inkâr etmek. Bu, doğup büyüdüğümüz topraklar için de geçerlidir. Örneğin, askerlikten kaçmak ile inkâr etmek arasında pek bir fark yoktur. Veya bana öyle geliyor.
Anadolu'da, hayırlı evlat ile hayırlı devlet, aynı cümle içinde kullanılır. Bu bir dilektir, duadır: 'Allah hem hayırlı evlat, hem hayırlı devlet nasip etsin.' Ne güzel.
Güzel olmayan ise, çok uzun zaman, Türkiye'nin ne anlama geldiğini idrak edememiş insanlar tarafından yönetilmiş olmamızdır. Kılıçdaroğlu, bu zihniyetin son temsilcisidir. O, bu milletin, İslam'ın baharı olduğunu bilmez.
'Karanlıktaysan, gölgen bile seni yalnız bırakır' sözünün nasıl bir şey olduğunu ise çarşamba sabahı, Brüksel'deki Avrupa Parlamentosu'nda gördük. Oldu mu? Olmadı.
Uzatmayalım, fakat devam edelim.
Yüksek kültür, yüksek bir hayat tecrübesiyle elde edilir. Bu, devletler için de böyledir. Selçuklu-Osmanlı aklı, bize bu konuda çok şey söyler.
Devlet terbiyesinden bîhaber kimselerin devleti yönetmeye talip olması, aziz milletimizin gözünden ve gönlünden elbette kaçmıyor. Bunu unutmayalım: Sadece insanlar değil, milletler de tecrübeden ibarettir. Moğol istilası da, Tek Parti dönemi de, bu tecrübelerden biridir.
***
Kalp, insanın ana yurdudur, baba ocağıdır. Bu topraklar da, iyiliğin, merhametin, şefkatin ana yurdudur. Anadolu ismi de buna dahil.
Pul koleksiyonuna biraz ilgi duyanlar bilir: Bu ülkede, 'şefkat pulları' basılmıştır. İşte bu şefkat, yardım kuruluşlarımız sayesinde, dünyanın en ücra yerlerinde bile kendini gösteriyor, milletimizi temsil ediyor.
Şefkat ve merhamet bahsini, yaşanan son hadiseler üzerine açtım. Yüksek kültürümüz, güzel ahlakımız ve mesuliyet duygumuz, bize, misafirin emanet dairesinde olduğunu söyler. O, canımızdan ileridir.
Ayrıca, gelen, bereketiyle birlikte gelir. Sofraya, fazladan bir kaşık koymakla bin kaşık koymak arasında fark yoktur.
Savaş sahasındaki evlerine dönmek zorunda kalan bazı muhacirlerin / misafirlerin görüntüsü, nereden bakarsak bakalım, neler yaşanmış olursa olsun, bize yakışmamıştır. Belli ki, oralarda da, Türkiye'nin ne anlama geldiğini idrak edememiş kimseler var. Yahut, görevliler, 'görevlilere' engel olamıyor.
Son sözümüz Hazreti Ali'den olsun: 'Dostlarını üzmekle, düşmanlarını sevindirmiş olursun.'

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder